RUNWAY ISTANBUL

RÖPORTAJ

Estetik ve Merakın Peşinde: Gamze Saraçoğlu

People • Runway Istanbul

Röportaj: Melike Yörükoğlu·
Fotoğraflar: : Cengiz Dikbaş·

Moda tasarımcısı Gamze Saraçoğlu ile sanat eserlerinden vintage saatlere, sabah okuma ritüellerinden koleksiyonculuğa uzanan bir sohbet. Estetik, onun için yalnızca bir görüntü meselesi değil; dünyayı anlamanın, seçmenin ve yaşamayı öğrenmenin bir yolu.

Estetik ve Merakın Peşinde: Gamze Saraçoğlu

Senin en sevdiğim yanlarından biri zarafetin. Senin için zarafet ne demek?

Böyle düşünmene çok sevindim. Zarafeti sadece dış görünüşle ilgili bir şey olarak görmüyorum. Kendim için, çevrem için ve insan ilişkilerinde en doğru bildiğim şeyi yapmaya çalışıyorum. Bence asıl zarafet orada.

Kendimle ilgili söyleyebileceğim şey şu: Kendimi olmak istediğim insana dönüştürmek için sürekli emek veriyorum. Hayalimde bir Gamze var. Olduğum kişiden çok farklı biri değil; altyapısı zaten bende olan ama gelişerek ulaşmak istediğim bir versiyon. O kişiye ulaşmak için çalışıyorum.

Hayatıma baktığımda büyük bir dönüşüm hikâyesi görmüyorum. Hep böyleydim aslında. Elbette yaşadıkça ve tecrübe ettikçe olgunlaştım ama özüm aynı kaldı. Sanırım senin zarafet dediğin şey de zamanla daha görünür hâle geldi.

Aslında çok hareketli ve enerjik bir insanımdır. Ama o enerjiyi hep bana iyi gelecek şeylere yönlendirdim. Gençliğimde arkadaşlarımla "çılgınlık" yapmak istediğimizde bütün harçlığımızı çok gitmek istediğimiz bir otelde bir gece geçirmek için harcardık. Bizim maceramız buydu. Kendimi bildim bileli ne istediğini bilen, doğru davranmaya çalışan biriydim. Belki bütün bunlar zamanla zarafet dediğimiz şeye dönüştü.

İyi zevk öğrenilebilir mi?

Bu, üzerine en çok düşündüğüm konulardan biri.

Tasarımcı olmak eğitimle geliştirilebilen bir şey. Eğitim alırsınız, teknik olarak çok iyi bir noktaya gelebilir, güçlü koleksiyonlar hazırlayabilirsiniz. Ama bir şeyin gerçekten kaliteli olup olmadığını anlamak bence biraz farklı.

Bir kısmı karakter, bir kısmı da hayata nasıl baktığınızla ilgili. Elbette göz geliştirilebilir; okuyarak, öğrenerek, gezerek üzerine çok şey koyabilirsiniz. Ama temelinde belli bir yatkınlık olması gerektiğine inanıyorum.

Bir şeyin iyi olup olmadığını anlamak benim sonradan öğrendiğim bir şey değil. Çocukluğumdan beri vardı diyebilirim. İnsanlarda da aynı şeyi hissediyorum. Bir davranıştan, bir bakıştan, bir detaydan çok şey anlayabiliyorum.

İstediğiniz kadar eğitim alın; kültürlü, entelektüel ve donanımlı bir insan olabilirsiniz. Ama gusto sahibi olmak sadece okuyarak öğrenilen bir şey değil. İçten gelen, karakterinizin bir parçası olan bir tarafı da var.

Kaliteyi bir bakışta nasıl anlarsın?

Tecrübeyle.

Bir şeye baktığım zaman çoğu zaman hissedebiliyorum. Elbette üretimine, duruşuna, hikâyesine ve bulunduğu yere de bakıyorum ama bazen açıklayamadığım bir tarafı da oluyor. İçgüdüsel olarak anlayabiliyorum.

Bunu insanlarda da anlayabiliyor musun?

Evet, özellikle kadınlarda.

Bugüne kadar binlerce elbise yaptım. Binlerce kadınla vakit geçirdim, hikâyelerini dinledim, davranışlarını gözlemledim. Bu yüzden bir kadın içeri girdiğinde birçok şeyi okuyabiliyorum.

Çantasını bırakışından, benimle konuşmasından, asistanıma davranışından, hatta ne sipariş ettiğinden bile fikir edinebiliyorum. Özellikle ekip arkadaşlarıma nasıl davrandığı benim için çok önemli. Çünkü biz insanları mutlu etmek için büyük emek veriyoruz. Karşımdaki kişinin çevresindeki insanlara nasıl davrandığı, karakteri hakkında bana çok şey söylüyor.

Önce işletme okudun, sonra moda tasarımına yöneldin. O kararı vermeni sağlayan kırılma noktası neydi?

Türkiye’de hepimiz biraz ailelerimizin yönlendirmesiyle meslek seçiyoruz. Ya aile mesleğini devam ettirmek ya da aileden gelen bir bilgi birikiminin üzerine gitmek gibi bir eğilim oluyor. Ama açıkçası 18 yaşında kimse hayatı boyunca ne yapmak istediğini tam olarak bilmiyor.

Ben de aile mesleğini sürdürmek düşüncesiyle işletme okudum. O dönem ailemizin bir otomotiv fabrikası vardı ve bu doğal bir yol gibi görünüyordu. Fakat zaman geçtikçe kendime şu soruyu sormaya başladım: “Ben bunu yaparken mutlu muyum? Hayatımın geri kalanını bu işin içinde geçirebilir miyim?”

Verdiğim cevap hep aynıydı: Hayır.

İnsanın kendini tanıması gerektiğine inanıyorum. Ben kendi karakterimin ve yapımın o mesleğe uygun olmadığını fark ettim. Buna karşılık hep sanatla ilgili bir şey yapmam gerektiğini hissediyordum. Moda, tasarım, kıyafetler... Bunlar zaten uzun zamandır ilgimi çeken alanlardı. Takip ediyor, araştırıyor ve bu dünyanın içinde olmaktan keyif alıyordum.

Üniversitenin üçüncü sınıfında kendi kendime, “Sanat ve tasarımla ilgili bir şey yaparsam ancak o zaman kendimi gerçekleştirebilirim” dedim.

Önce üniversiteyi bitirdim. Elimde bir diplomam olsun istedim. Sonrasında ise hayatımın yönünü değiştirdim ve yeniden okumaya karar verdim.

Bugün dönüp baktığımda bunun cesur bir karar olduğunu düşünüyorum. 22 yaşındaydım. Ailenizin bir mesleği, bir beklentisi varken o yolu bırakıp sıfırdan başka bir hayata başlamak kolay değil. Elbette başarısız da olabilirdim. Ama denemeseydim hep içimde kalacaktı.

Kendimi şanslı hissediyorum çünkü yapmak istediğim şeyin peşinden gitme cesaretini gösterdim. Hayat da bunun karşılığını bana güzel şekilde verdi.

Şanslı bir insansın ama aynı zamanda çok çalışkansın.

Çok çalıştım, gerçekten çok emek verdim.

Hayata biraz şöyle bakıyorum: Hayata ne verirseniz, bir süre sonra karşılığında onu alıyorsunuz. Ben bugüne kadar hiçbir işi bir tanıdığın referansıyla ya da birilerinin desteğiyle almadım. Her zaman yaptığım işlerin bana yeni işler getirmesini istedim.

Hatta bu konuda oldukça hassasım. Birisi benimle çalışmak istediğinde ilk sorduğum şeylerden biri şu oluyor: “Neden beni seçtiniz?”

Bu sorunun cevabı benim için çok önemli.

“İsminizi biliyoruz” demeleri yetmiyor. Daha önce yaptığım bir projeden, bir koleksiyondan ya da bir işten bahsetmelerini istiyorum. Çünkü yaptığım işlerin bir karşılığı olduğunu görmek bana güven veriyor.

Bir danışmanlık projesi ya da iş birliği başladığında hikâye aslında o ilk noktada başlıyor. Karşımdaki kişinin beni neden seçtiğini bilmek istiyorum. Eğer o zeminin doğru kurulduğunu hissetmezsem kendimi rahat hissetmiyorum.

Belki bu yüzden işlerimin büyük kısmının yaptığım işlerin doğal sonucu olarak gelmiş olmasını önemsiyorum. Çünkü bana en büyük tatmini veren şeylerden biri bu.

Estetik ve Merakın Peşinde: Gamze Saraçoğlu

Merakın Peşinde

Son zamanlarda gözünü ne eğitiyor?

Aslında kendimi bu konuda şanslı hissediyorum çünkü seyahat etmeyi çok seviyorum. Ama benim seyahat anlayışım biraz farklı. Yıllardır bir yere sadece deniz tatili yapmak ya da dinlenmek için gitmiyorum. Gittiğim yerlerin beni beslemesini istiyorum.

Sanatla çok güçlü bir bağım var. Kendime göre yeni sayılabilecek bir koleksiyonerim ve ciddi bir sanat meraklısıyım. Bu yüzden bazen sadece görmek istediğim bir sergi ya da bir müze için seyahat edebilirim.

Bir şehre gittiğimde turistlerin gittiği yerlere gitmekten çok, o şehrin kültürünü anlamaya çalışıyorum. Yerel insanların nerelerde vakit geçirdiğini, hangi galerilere gittiğini, hangi restoranlarda yemek yediğini merak ediyorum.

Sanat, gastronomi ve vintage dünyası seyahatlerimin merkezinde yer alıyor. Galeriler, müzeler, sanatçı atölyeleri, vintage dükkânlar... Beni heyecanlandıran şeyler bunlar.

Bu yüzden Paris'e, New York'a ve Londra'ya tekrar tekrar giderim. Çünkü sergiler değişir, yeni sanatçılar çıkar, yeni işler görürsünüz. Benim için her ziyaret yeni bir keşif anlamına geliyor.

Mesela Mallorca’ya gittiğimde sadece doğasına değil, oradaki sanat üretimine de bakmak isterim. Bir yere gitmeden önce mutlaka araştırırım. O şehirde hangi sergiler var, hangi sanatçılar var, hangi müzeler görülmeli...

Bir de ciddi bir sanat kitabı koleksiyonum var. Gittiğim müzelerin sergi kataloglarını ve kitaplarını toplamayı çok seviyorum. Eğer o bölgeye özgü bir sanat ya da zanaat üretimi varsa, hayatım boyunca bana ilham verecek bir parça edinmeye çalışıyorum.

Son yıllarda felsefe de hayatımda önemli bir yer tutmaya başladı. Özellikle pandemi döneminde felsefe üzerine eğitimler aldım. Nietzsche'nin yaşadığı yerleri görmek ya da hayatına dokunmuş şehirleri ziyaret etmek beni gerçekten heyecanlandırıyor.

Bir başka ilgi alanım da saatler. Uzun yıllardır saat koleksiyonu yapıyorum ama son dönemde bu konuya çok daha bilinçli yaklaşmaya başladım. Saat tarihi, referans numaraları, üretim dönemleri ve koleksiyon değeri üzerine eğitimler alıyorum. Christie’s Education'dan bu konuda bir program tamamladım.

Bugün seyahat etme sebeplerimden biri de artık bu. Saat galerilerini gezmek, uzmanlarla konuşmak ve yeni şeyler öğrenmek.

Şimdiye kadar anlattığın her şeyin merkezinde estetik var gibi.

Evet, çünkü estetik beni gerçekten heyecanlandırıyor.

Moda tasarımcısı olduğum için değil. Başka bir meslek yapıyor olsaydım da muhtemelen yine aynı şeylerden etkilenirdim.

Aslında çok ilginç bir dönemde yaşıyoruz. Her şeye çok hızlı ulaşıyoruz, çok hızlı tüketiyoruz. Bu yüzden gerçekten heyecanlanmak artık kolay değil. Özellikle pandemi sonrasında insanların genel olarak daha karamsar ve daha zor heyecanlanan bir hâle geldiğini düşünüyorum.

Ben de bir noktada kendimi gözlemlemeye başladım. Bana gerçekten ne iyi geliyor? Neler beni canlı hissettiriyor?

Cevap hep estetikle ilgili alanlardan geldi.

Bir tiyatro oyunu, iyi bir film, güçlü bir sergi, bir sanatçının hayat hikâyesi, bir müzeyi ziyaret etmek... Bunlar beni inanılmaz heyecanlandırıyor.

Bir sergiye gitmeden önce araştırma yapmayı seviyorum. Sanatçının hayatını okumayı, işlerini incelemeyi, gittiğim yer hakkında bilgi edinmeyi seviyorum. Bu hazırlık süreci bile benim için başlı başına keyif.

Benim motivasyon kaynağım bunlar.

Estetik ve Merakın Peşinde: Gamze Saraçoğlu

Koleksiyonlar, Zaman ve Kendine Yatırım

Koleksiyonerlik nasıl başladı?

Çağdaş sanat meraklısıyım. Koleksiyonum da ağırlıklı olarak bu yönde şekilleniyor.

Sanat eseri almaya 2020 yılında başladım. İlk başlarda daha çok hislerimle hareket ediyordum. Bir esere bakıyor, onunla bağ kuruyor ve almak istiyordum. Zaman içinde işin teorik tarafını da öğrenmeye başlayınca koleksiyonculuğa bakışım değişti.

Bugün koleksiyon yapmanın sadece sevdiğiniz işleri bir araya getirmek olmadığını düşünüyorum. Bir koleksiyonun kendi içinde bir fikri, bir yönü ve bir mantığı olması gerekiyor.

Öğrendikçe bu dünyanın ne kadar derin olduğunu fark ettim ve bu beni daha da heyecanlandırdı.

İlk hangi sanatçının işini aldın?

İlk aldığım eserlerden üçü Harun Antakyalı’ya aitti.

Ardından Selma Gürbüz’den bir iş aldım. Selma Hanım’ın kısa süre sonra vefat etmesi beni çok etkilemişti. O yüzden o eser benim için ayrı bir anlam taşıyor.

Bugün koleksiyonumda yaklaşık kırk eser var. Bazıları dijital işler, bazıları fiziksel eserler. Hâlâ büyük bir heyecanla araştırıyor ve öğreniyorum.

Bir de almak istediğim sanatçılar listem var. Onları takip ediyor, araştırıyor ve doğru zamanı bekliyorum.

Koleksiyonculuğun en sevdiğim taraflarından biri de bu aslında; öğrenmek, araştırmak ve zaman içinde kendi bakış açınızı geliştirmek.

Koleksiyoner olmak biraz da arşivcilikten gelmiyor mu?

Bence kesinlikle geliyor.

Ben zaten çok düzenli bir insanım. Sanat eserlerimin ne zaman alındığı, hangi galeriden alındığı, hangi fiyata alındığı gibi bütün bilgiler kayıtlıdır.

Saat koleksiyonum için ayrı dosyalarım vardır. Aldığım eğitimlerin notları vardır. Felsefe için ayrı, sanat için ayrı, saatler için ayrı, moda tasarımı için ayrı defterler tutarım.

Not almayı çok severim.

Önce defterlerime yazarım, sonra onları dijital olarak arşivlerim. Hem fiziksel hem dijital bir düzenim vardır.

Bu şekilde yaşamaktan keyif alıyorum. Çünkü yıllar sonra dönüp baktığınızda kendi yolculuğunuzu da görebiliyorsunuz.

Saat koleksiyonculuğu nasıl başladı?

Aslında babamın bana aldığı saatlerle başladı.

İlk saatim ortaokul mezuniyet hediyemdi. Saatlerle ilişkim o zaman kuruldu diyebilirim.

Sonra kendi zevkimi geliştirdim. Zaman içinde saatlerin hikâyeleriyle, üretim süreçleriyle ve koleksiyon dünyasıyla ilgilenmeye başladım.

Bugün artık sadece beğendiğim için değil, ne aldığımı bilerek saat almak istiyorum.

Bir saat seçerken neye bakıyorsun?

Öncelikle göz zevkime.

Ama sadece güzel olması yetmiyor. Hikâyesi, dönemi ve koleksiyon değeri de önemli.

Çok trend olan şeylere sahip olmayı pek sevmiyorum. Daha nadir bulunan, daha az görülen, daha kişisel seçimleri seviyorum.

Bu yüzden son dönemde odağım tamamen vintage saatlere kaymış durumda.

Beni heyecanlandıran şey biraz da o parçanın hikâyesi.

Estetik ve Merakın Peşinde: Gamze Saraçoğlu

Evde seni en iyi anlatan köşe hangisi?

Hiç düşünmeden söyleyebilirim; okuma köşem.

Sanırım beni en iyi anlatan yer orası.

Her sabah kitap okumaya zaman ayırıyorsun. Bu rutini yıllardır koruyabilmenin sırrı ne?

Aslında biraz hayatın bana sunduğu bir fırsat oldu.

Evle iş yerim birbirine çok yakın. Eşim sabah erken çıkıyor ve bir noktada kendime şu soruyu sordum: “Bu zamanı nasıl değerlendirebilirim?”

Sabah uyanır uyanmaz telefonuma bakmayı hiç sevmiyorum. Çünkü bir bakıyorum seyahatlere, müzelere, sanatçılara, sergilere derken kendimi bambaşka bir dünyanın içinde buluyorum. Oysa gün içinde bunları yapabileceğim çok zaman var.

Ama konsantre olabileceğim, gerçekten kendime ait olan zaman sabah saatleri.

Genellikle sabah 06.30 ile 08.30 arasında okuyorum. O iki saat boyunca tamamen odaklanıyorum.

Özellikle psikoloji ve felsefe kitaplarını bu saatlerde okumayı seviyorum. Çünkü o kitaplar sadece okumayı değil, düşünmeyi ve not almayı da gerektiriyor.

Zamanla bu bir alışkanlığa dönüştü. Şimdi yapmadığım zaman eksikliğini hissediyorum.

Peki bu rutini bozduğunda gerçekten bir eksiklik hissediyor musun?

Kesinlikle hissediyorum.

Hayatımı altüst eden bir şey olmuyor ama yapmak istediğim şeyi yapamamış olmak beni rahatsız ediyor.

Disiplin kolay bir şey değil. Özellikle belli bir yaştan sonra insanın kendini yönetebilmesi çok önemli. Ben 46 yaşındayım ve yıllar içinde oluşturduğum bazı rutinler var. O rutinler bana iyi geliyor.

Her sabah kalkıp kitap okumak da bunlardan biri.

Yapmadığım zaman kendimi eksik hissediyorum. Hafta sonları kendime daha fazla esneklik tanıyorum ama hafta içi o zamanı korumaya çalışıyorum.

Şu sıralar neler okuyorsun?

Aynı anda birkaç kitap okumayı seviyorum.

Mutlaka bir İngilizce kitabım olur. Onun yanında Türkçe kitaplar okuyorum. Şu sıralar Erich Fromm’un Sevme Sanatı var. Bir yandan Kara Sevdalılar okuyorum. Roman olarak da Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi başucumda.

Genellikle aynı anda dört ya da beş kitap okuyorum.

Herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğün kitaplar var mı?

İlk aklıma gelen kitap Nietzsche Ağladığında.

Bir diğeri de Engin Geçtan’ın İnsan Olmak kitabı.

Bence herkes hayatının bir döneminde bu iki kitabı mutlaka okumalı.

Seni besleyen şey daha çok zihinsel taraf mı?

Evet, sanırım öyle.

Bilgi alışverişini çok seviyorum. İnsanların birbirine akıl vermeye çalıştığı değil, gerçekten bir şeyler paylaştığı sohbetleri seviyorum.

Entelektüel masaları hem dinlemeyi hem de o sohbetlerin içinde bulunabilmeyi seviyorum.

Ama bunun bir sorumluluğu da var. O sohbetleri anlayabilmek için kendinizi geliştirmeniz gerekiyor.

Belki de bu yüzden sürekli eğitim alıyor, okuyup öğrenmeye devam ediyorum. Çünkü merak ettiğim şeylerin peşinden gitmek beni mutlu ediyor.

Estetik ve Merakın Peşinde: Gamze Saraçoğlu

Hayatının en iyi yatırımı neydi?

Kendime yaptığım yatırım.

Bunu çok net söyleyebilirim.

Hayatımın kolay geçtiğini söyleyemem. Zorlandığım dönemler oldu. O dönemlerde fark ettiğim şey şu oldu: İnsan en çok kendisine yardım edebiliyor.

Elbette dost sohbetleri, arkadaşlar ve sevdikleriniz çok kıymetli. Ama günün sonunda kendinizle baş başa kalıyorsunuz. O yüzden önce kendinizi anlamanız, kendinizi sevmeniz ve kendinize güvenmeniz gerekiyor.

Bence hayattaki en zor şeylerden biri insanın kendini sevmesi. Çünkü en acımasız eleştirileri kendimize yapıyoruz.

Ben zamanla kendimle arkadaş olmayı öğrendim.

Kendime kızdığım zamanlarda bile kendimi aşağı çekmek yerine desteklemeye çalışıyorum. Hata yaptığımda kendime karşı sert olmak yerine çözüm bulmaya odaklanıyorum.

Kendimle barışık olmayı öğrenmek uzun yıllarımı aldı ama bugün dönüp baktığımda yaptığım en değerli yatırımın bu olduğunu düşünüyorum.

Kendimi seviyorum, kendime güveniyorum ve kendi kul hakkıma girmemeye çalışıyorum. Bana göre insanın kendisine verebileceği en büyük hediye bu.

İstanbul dışında sana en iyi gelen şehir hangisi?

New York.

Paris'i de çok seviyorum ama New York'un benim için yeri başka.

Çünkü kendimi orada buldum diyebilirim.

Moda tasarımı eğitimi alırken orada geçirdiğim zaman, hayatıma ve kariyerime bakışımı değiştirdi. Bu yüzden New York benim için sadece sevdiğim bir şehir değil, aynı zamanda kişisel bir dönüm noktası.

Zamanla zevklerin çok değişti mi?

Çok değiştiğini söyleyemem.

Daha çok ilgilerimin derinleştiğini düşünüyorum.

Örneğin felsefe bugün hayatımda çok önemli bir yer tutuyor. Sanat koleksiyonculuğu da öyle.

Sanata her zaman ilgim vardı ama koleksiyon yapmaya başlamam, bu alanda daha fazla öğrenmem ve zaman ayırmam belli bir yaştan sonra oldu.

Eskiden modayla ilgili çok daha teknik şeylerle ilgilenirdim. Kumaşlar, baskılar, üretim süreçleri, dünyanın farklı yerlerindeki tedarikçiler...

Bugün hâlâ ilgimi çekiyor ama zamanla odağım biraz daha sanata kaydı.

Sanırım yaş aldıkça ilgi alanlarım değişmedi; sadece daha rafine hâle geldi.

Estetik ve Merakın Peşinde: Gamze Saraçoğlu

Bir mekânın ruhunu oluşturan şey nedir?

Kişinin kendisi.

Bir ev ya da çalışma alanı, sahibinin bakış açısını yansıtıyor bence. Kitapları, sanat eserleri, seçtiği objeler, nasıl yaşadığı...

Bir mekâna baktığınız zaman o kişi hakkında çok şey öğrenebilirsiniz.

Aslında bütün mesele kişinin kendi süzgeci.

Zevki, görgüsü ve dünyaya nasıl baktığı o mekânın ruhunu oluşturuyor.

Bir odayı güzel yapan şey dekorasyon mu, içinde geçirilen zaman mı?

Bence ikisi birbirini besliyor.

Kendinize göre yarattığınız bir mekânda vakit geçirmekten keyif alırsınız. Orada zaman geçirdikçe o alanla bağ kurarsınız. Sonra o alanı daha da güzelleştirmek istersiniz.

O mekân sizi etkiler, siz mekânı etkilersiniz.

Bir döngü oluşur.

Mutfağa girer misin?

Açıkçası yemek yapmayı pek bilmiyorum.

Birkaç şey yapabilirim ama hiçbir zaman çok yetenekli olmadım. Daha da önemlisi, buna karşı özel bir merakım olmadı.

Ama gastronomiye büyük ilgi duyuyorum.

Yeni restoranlar keşfetmek, farklı mutfakları deneyimlemek, bir yemeğin hikâyesini öğrenmek beni çok heyecanlandırıyor.

Yani mutfakta olmayı değil, sofrada öğrenmeyi seviyorum.

Estetik ve Merakın Peşinde: Gamze Saraçoğlu

Zamanla ilgili sihirli bir gücün olsa ne yapmak isterdin?

Aslında hiçbir şey.

Zamanla barışık bir insanım.

Geçirdiğim her yaşın, her dönemin ve her deneyimin bana bir şey kattığını düşünüyorum. Pişmanlıklarım yok.

Yaşlanmaktan korkmuyorum. Gelecekten de korkmuyorum.

Anın içinde yaşamayı seviyorum.

O yüzden zamanı değiştirmek ya da geri almak isteyeceğim bir şey yok.

Bu dinginliği nasıl edindin?

Sanırım annemin yaşadığı sağlık sorunlarından sonra.

O dönem hayatın ne kadar kırılgan olduğunu çok net gördüm.

Bir anda değer yargılarım değişti.

Zamana, aileme, dostlarıma ve birlikte çalıştığım insanlara daha farklı bakmaya başladım. Çünkü hayatta her şey bir anda değişebiliyor.

O yüzden sevdiğim insanlara onları sevdiğimi söylemeye çalışıyorum. İnsanları kırmamaya çalışıyorum. Bir gün geri dönemeyeceğim şeyler için pişmanlık yaşamak istemiyorum.

Hayat bana bir şey veriyorsa onunla savaşmak yerine onu en iyi şekilde yaşamaya çalışıyorum.

Bu bakış açısı bana büyük bir huzur verdi.

Mutluluğun tanımı nedir?

Huzurlu ve sağlıklı olmak.

Bugün bana mutluluğu tek cümlede tarif et desen bunu söylerim.

Herkesin hayatında mücadele ettiği bir şey var. Bir derdi, bir sınavı var. Hayatın sadece size karşı olduğunu düşünmek yerine, onun getirdiklerini kabul etmeyi öğrenmek gerekiyor.

Benim için sağlık varsa gerisi bir şekilde çözülür.

Belki yaş aldıkça bunu daha iyi anlıyorsunuz.

Mutluluk benim için büyük başarılar ya da büyük hedefler değil; sevdiğim insanlarla birlikte, huzurlu ve sağlıklı bir hayat sürebilmek. Bunun değerini bildiğim için kendimi şanslı hissediyorum.

Bizimle olduğun için çok teşekkürler :)

Ben teşekkür ederim. Çok mutlu oldum gerçekten.

Devamını Keşfedin